BOLLUK TOPLUMU, MUTLULUK?=EŞİTLİK?, BÜYÜME, GİZLİ YOKSULLUK, GSMH, BOLLUK-KITLIK, AYRICALIK, İKTİDAR, HAZ, PRESTİJ, FARK, NÜFUS ARTIŞI, UCUZ İŞÇİLİK, AŞIRI ÜRETİM, TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ, KÜRESELLEŞME, HAZ EKONOMİSİ, MODA, REKLAM, PÜRİTEN AHLAK, TÜKETİM, TÜKETİM, TÜKETİM…
Cevahir Alışveriş Merkezi, Avrupa’nın kapalı alan üstüne kurulmuş en büyük alışveriş merkezi. Sümerler’deki 7 katlı zigguratları andıran bir tüketim tapınağı. Pos makinelerinin kesintisiz çalışmasıyla küresel markaların eline geçen kimlik bilgilerimiz sayesinde, yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, bayramlar ve seyranlardan önce cep telefonlarımıza yağan promosyon müjdecisi SMS mesajlarıyla adeta bir tüketim karnavalı yaşatıyor bize. “100 YTL harca, 5 YTL indirim çeki kazan. Daha çok harca, daha çok kazan!” Bu rasyonel olarak mümkün mü? Ama duygusal olarak mümkün!
Oysa tüketici gerçekten de rasyonel düşünmüyor. “Yeni araştırmalara göre insan beyni aslında rasyonel olarak verdiği kararları bile duygusal olarak veriyor.” İşte size tüketicilerin markalarla duygusal bağ kurduğunu savlayan en temel argüman. Tüketim kültürü ve tüketim toplumu ideolojisi İNSAN’ın aslında bir ‘tüketici’ olduğu konusunda bizi her an ve her saniye ikna olmaya zorluyor. Artık tüketim; ihtiyacı gidermekten öte bir benlik ifadesi olarak yaşam buluyor.
Yeni bir söylem olarak tüketim, güncel dünyamızın ahlakı haline geldi. Tüketim insan varlığının temellerini yok ediyor. Kitle iletişim araçları ve özellikle de televizyon tarafından aşırı şekilde desteklenen nesne bolluğunun korkutucu dünyası her gün güçleniyor.
Baudrillard, Tüketim Toplumu’nun insanın doğası üzerinde yarattığı tehlikeleri birer birer saptıyor. Gelecekte bizi bekleyenler konusunda uyarıyor. Yetinen bir toplum nasıl, tüketen topluma dönüştü. Tüketim toplumunun ideolojisi ne?
Nesnelerle mutluluk dansı
Tüketim, doğumdan ölüme kadar süregelen bir eylem. Yaşamak için kaçınılmaz olan bu eylemi yerine getirirken mutluluğu ve rahatlığı elde ettiğimiz kanısını taşırız. Oysa bolluk içindeki insanlar artık, tüm zamanlarda olduğu gibi başka insanlar tarafından değil, daha çok nesneler tarafından kuşatılmış durumda. Günümüz insanı nesnelerin ritmine ve onların hiç kesintisi art arda gelişlerine göre yaşıyor.
Birikme, çokluk, kesinlikle en çarpıcı betimleyici özellik. Konservelerin, giysilerin, besin maddelerinin ve hazır giyim eşyalarının aşırı fazlalılığıyla büyük mağazalar, bolluğun ilk görünümü ve düzenli yeri gibi. Tüketicinin nesneyle ilişkisi artık değişti. Tüketici, sağladığı özel fayda bağlamında bir nesneye değil, bütünsel anlamı bağlamında bir nesneler kümesine yönelir.
Yeni benlik ifadelerimiz: Kredi kartları
Cüzdanlarımıza sığdıramadığımız kredi kartlarımızla, nesneler için yapabileceğimiz en yüksek yatırımı ve ekonomik potansiyelimizin sonuna kadar götürülmeye programlanıyoruz farkına varmadan. Reklamlar buna, bir yaşam sanatı, yeni bir yaşam tarzı, günümüzün modası, diyor. “Ürün satışları kendi içinde bizi ilgilendirmiyor. Oraya birazcık beyinsellik katmak istiyoruz. 3 kat; bir bar, bir dans pisti ve satış noktaları. İncik boncuklar, plaklar, cep kitapları, başucu kitapları; her şeyden biraz. Ama müşterileri pohpohlamıyoruz. Onlara gerçekten ‘bir şey’ öneriyoruz. İkinci katta bir dil laboratuarı görev yapıyor. Plaklar ve eski kitaplar arasında toplumumuzu harekete geçiren büyük akımlar bulunuyor. Arayış müziği, çağı yakalayan ciltler…
Tüketim tüm yaşamı kuşattığı, tüm etkinliklerin aynı birleştirici biçime uygun olarak zincir oluşturduğu, insanı ödüllendirme yollarının saat be saat önceden ayarlandığı, çevrenin bir bütün oluşturduğu, bütünüyle iklimlendirildiği, düzenlendiği, kültürelleştirildiği noktadayız.
Merkez, doğal olarak, isteyenler için en modern ödeme tarzını kurmuştur: ‘Kredi Kartı’. Kredi kartı çeklerden, nakitten…ve hatta güç ay sonlarından kurtarır. Artık ödeme için kartınızı gösterir ve faturayı imzalarsınız. Her ay, bir defada ya da aylık taksitlerle ödeyebileceğiniz bir hesap çizelgesi alırsınız. Hepsi bu!
Aylak aylak dolaşmanın dayanılmaz hafifliği
Baudrillard, yiyecekten, pahalı giyim eşyalarına kadar alışveriş tercihi için iki buyruk olduğunu söyler. Dinamik pazarlama ve estetik duygusu. Ünlü “çirkinlik zor satılır” sloganı burada aşılmıştır. Bu sloganın yerini, “yaşamda mutluluğun ilk şartı çevrenin güzelliğidir” alabilir.
Ana arter, her iki kattaki gezinti yolunun çevresinde düzenlenmiş iki katlı yapı. Küçük ve büyük alışverişin uzlaşması. Modern ritmin ve antik aylaklığın uzlaşması. Bu, mevsimler ve hava değişikliklerinden bütünüyle kurtarılmış gezi alanında aylak aylak dolaşmanın daha önce hiç görülmemiş konforudur.
Bu merkezde her şey, gerginliklerin giderilmesiyle tanımlanmış soyut bir mutluluğun kolaylığı, yarı saydamlığı içinde eritilmiş ve aşılmıştır. Emek, eğlence, doğa, kültür; eskiden gerçek yaşamda, “anarşik ve arkaik” kentlerimizde dağınık olan ve sıkıntı ile karmaşıklık yaratan bütün bunlar, kopuk ve birbirine indirgenemez bütün bu etkinlikler, bunların hepsi, en sonunda aynı kesintisiz alışveriş gezintisinde birleşti, birbirine karıştı, iklimlendirildi, türdeşleşti.
Bir mucize olarak tüketim
Gündelik pratikte tüketimin lütufları bir emeğin ya da bir üretim sürecinin sonucu olarak yaşanmaz, mucize gibi yaşanır.
Bolluklar Ülkesinin fantazmalarıyla kuşatılmış ve reklam palavralarıyla her şeyin kendisine önceden verileceğine ve bolluk üzerinde kendisinin meşru ve devredilemez bir hakka sahip olduğuna ikna olmuş tüketiciler kitlesi, bolluğu doğanın bir sonucu gibi yaşamıyor mu? Tüketime inanç yeni bir öğedir; bundan böyle yeni kuşaklar mirasçıdır: Yalnızca malların değil, doğal bolluk hakkının da mirasçısıdır.
Gerçekliğin tüketilmesi
Gerçeği önceden görerek ya da geriye bakarak her durumda bir uzaklıktan, göstergelerin uzaklığında tüketiyoruz. Söz gelimi Hürriyet Gazetesi bize Emniyet Müdürlüğünün mahzenlerinde silah talimi yapan başbakanın korumalarını gösterdiğinde, bu imge “haber” olarak, yani politik bir bağlama gönderme yaparak okunmaz. Bu imge, her birimiz için süper bir suikast , olağanüstü bir şiddet olayının çekiciliğini sürükleyip getirecektir. Suikast oldu olacak, imge suikastın müjdeleyicisi ve önceden yaşanan hazzıdır, tüm sapkınlıklar gerçekleşir.
İmgede anlamlandırılan ve tüketilen şeyin fantazmalarımız olduğu söylenebilir. Sözkonusu olan her yerde, naklen röportaj, flaş haber, foto-şok, kanıt-belgedir. Her yerde aranan olayın merkezi, kavganın merkezi, “in vivo”, yüzyüze görülendir. Olayda tümüyle hazır bulunmanın başdöndürücülüğü, yaşanmışın büyük başdöndürücülüğü, yani yine mucize. Kitle iletişiminin bize verdiği gerçeklik değil, gerçekliğin baş döndürücülüğüdür. İmge, gösterge, ileti, tükettiğimiz bütün bunlar, dünyayı uzaklığımızla pekiştirilen ve gerçeği anıştırmanın tehlikeye atmaktan çok oyaladığı dinginliğimizdir.
Merak ve yanlış bilme, gerçek konusunda bir tek ve aynı toplu davranışı , kitle iletişimleri pratiğiyle genelleştirilen ve sistematikleştirilen ve dolayısıyla ‘tüketim toplumu”muzun karakteristiği olan bir davranışı betimler. Göstergeleri açgözlü bir biçimde ve her yerde tüketmek üzere kurulu bir gerçeklik yadsıması.
Bu vesileyle tüketimin yerinizi saptayabiliriz. Tüketimin yeri gündelik yaşamdır. Gündelik yaşam yalnızca günlük olayların ve hareketlerin toplamı, sıradanlığın ve yinelemenin boyutu değil, bir yorumlama sistemidir. Çalışma, boş zamanı değerlendirme istatistikleri, aile, ilişkiler. Birey tüm bunları girift bir biçimde, dünyadan ve tarihten kopuk olarak, özel yaşamın içe kapanması, BİREYİN BİÇİMSEL ÖZGÜRLÜĞÜ, çevreye güven verici biçimde sahip çıkma ve yanlış bilme üzerine kurulu tutarlı bir sistemde yeniden düzenler.
Gündeliklik olaylara ve şiddete pek düşkündür, yeter ki bunlar ona odasında sunulsun. Karikatürize edersek, söz konusu olan Irak Savaşı’nın imgeleri karşısında gevşeyen televizyon izleyicisidir. Ters yöne açılan bir pencere olarak TV’nin resimleri bir odaya bakar ve dış dünyanın zalimliği samimi ve sıcak hale gelir.
“TÜKETİM TOPLUMU, ETRAFI KUŞATILMIŞ, ZENGİN VE TEHLİKE ALTINDA BİR KUDÜS OLMAYI DİLER, İŞTE BU ONUN İDEOLOJİSİDİR.”
Bolluğun artmasının, yani gitgide çoğalan bireysel ve kolektif mallar ile donanımlara daha fazla sahip olmanın gitgide ciddileşen ‘zarar’lardır.
Büyümenin muhasebeleştirilmesi ya da GSMH’nin gizemli sistemi
Muhasebe edilebilir yanılsamalar, ulusal muhasebelerin saçma jimnastiği. Buraya ekonomik rasyonalitenin ölçütlerine göre görülebilir ve ölçülebilir etmenlerin dışında hiçbir şey giremez; bu büyünün ilkesidir. Bu nedenle buraya ne kadınların eviçi emeği, ne araştırma, ne de kültür girer, buna karşılık, burada burayla ilgisi olmayan bazı şeyler sadece ölçülebilir olmaları nedeniyle yer alır. Ayrıca bu muhasebeler olumsuz gösterge tanımadıkları ve her şeyi, zararları ve olumlu öğeleri en bütünsel mantıksızlık içinde dahil ettikleri için düşlere benzerler.
Üretilen her şey üretilmiş olması nedeniyle kutsallaşır. Üretilen her şey olumludur, ölçülebilir her şey olumludur. Paris’te havanın 50 yılda %30’luk bir oranda aydınlık kaybına uğraması muhasebecilerin gözünde önemsizdir. Ama bu kayıp büyük ölçüde ampul ve aydınlatma pencereleri gibi harcamalara neden olursa toplumsal zenginlik artışı olarak varlık kazanır.
Çöp sepeti uygarlığı
Bana fırlatıp attığın şeyi söyle sana kim olduğunu söyleyeyim! Ama, israf ve çerçöp istatistiki kendi başına ilginç değildir. Bu istatistik sadece sunulan malların miktarının ve çoğalmalarının gereksiz yere yinelenmiş bir göstergesidir. Bütün toplumlar her zaman zorunlu harcamalar ötesinde har vurup harman savurmuş, harcamış ve tüketmiştir. Çünkü toplum gibi birey de sadece var olmadığını, ama yaşadığını aşırı, gereğinden fazla bir tüketimde hisseder. Bu tüketim özgül bir toplumsal işlev üstlenen bitirmeye, salt ve basit yok etmeye kadar vardırılır. Bu noktada bir soru açığa çıkar: “Varlıklar yaşamlarını sürdürmelerine göre mi yoksa yaşamlarına yükledikleri bireysel ya da kolektif anlama göre mi örgütlenir?”
Bir kutu bisküvi tam bir aylık tembellik ve yaşamdır. Kavurma et çömlekleri ve tıka basa tohum ve ceviz dolu tel küfeler bir huzur hazinesidir; kaygısız bir kış bunların kokusunda potansiyel olarak varlığını hissettirir. Robinson ambarındaki sandıkların ve çekmecelerin kokusunda geleceğin varlığını soluyordu.